ABD şu günlerde, dünya futboluna ev sahipliği yapıyor.
Bir haftadır, yeşil sahaların merkez üssüne dönüşen ABD’de, “ortalama Amerikalı”nın Avrupa kıtasından çıkıp dünyaya yayılan bu spora ne derece meraklı olduğu ise her zaman tartışılmıştı. Neredeyse “hastalıklı” denilecek derecede “Amerikan futbolu” denilen oyuna ilgi gösteren Amerikalıların, bu yoğun ilgisinin arka planında/tarihinde ise ilginç kimi detaylar var.
İşte; çeşitli dönüşümlerle Rugby / Gridiron (Amerikan futbolu), Baseball (Beyzbol) ve Lacrosse (Lakros) başlıkları altında buluşan o oyunların hikayeleri…
FUTBOLUN (FOOTBALL) İLK ADI ‘SOCCER’Dİ
Amerikalılar, bizim bildiğimiz futbola (hâlâ bu ismi kullanmayıp “soccer” diyen milyonlarca Amerikalı var) hemen hemen ilk günden itibaren mesafeli davranmışlardı. Hikaye de İngiltere’de başlamıştı. İngiltere’de, 1800’lerin sonlarında giderek yayılan futbol oyunu için kurallar belirlenmesi gündeme gelmişti. Ancak o dönem yaygın bir başka spor dalı olan ragbi (rugby football) ile karışmaması için futbola “association football” adı verilmişti. İngiliz gençleri ise bu terimi kısaltıp “-er” takısı ekleyerek “soccer” argo kelimesini türetmişti. Sonrasında da futbol yeniden kullanılır olmuştu. Bu dönemde futbol, İngiltere başta olmak üzere Avrupa’da giderek yaygınlaşırken, Amerika’da ise neredeyse yok denilecek bir durumdaydı.
“BİZE DAHA SERT BİR OYUN LAZIM” DEDİLER
Amerikalıların bugün “Amerikan futbolu” dediği, elle oynanan oyunun çıkış noktası ise aslında klasik futbol olmuştu. Amerika’ya göçenler, İngiltere’den bildikleri futbolu, “fazla kurallı ve nispeten yumuşak” buluyordu. Çoğu İngiltere ve İskoç’un serkeş, maceracı tipleri olan bu göçmenler, Amerika’ya geldiklerinde, futbolun kurallarını, “Daha sert, daha hırslı olmalı” diyerek, topu elle taşıma ve rakibe acımasızca saldırmayı serbest bırakmışlardı. Sonrasında bu oyundan yeni bir oyun daha üretilmiş ve Amerikan futbolu (ragbi) ile beyzbol yeni kıtanın toplumsal fenomenleri haline gelmişti.
YENİ GÖÇMENLERE “FUTBOL OYNAMAYIN” DAYAĞI
On dokuzuncu yüzyılın sonları ile 20’nci yüzyılın başlarında Amerika kıtasına Avrupa’dan devam etmekte olan göçle gelen İngiliz ve İskoç göçmenler, yeni yeni kurulmakta olan fabrikalarda çalışmaya başlamışlardı. Bu göçmenler beraberlerinde futbol oyununu da getirmişlerdi.
İşçiler, fabrika mahallelerinde bu oyunu oynamaya başladıklarında ise “yerli Amerikalılar”, bu gruplara ve getirdikleri oyuna karşı sert bir muhalefete başlamışlardı. Kendileri de kısa bir süre önce buraya göç eden Avrupalılar olmalarına rağmen, “En Amerikalı biziz.” tutumu sergileyen bu kesimler, “Bunlar yabancı, anarşist ve Amerikan değerlerine aykırı bir güruh.” diyerek yeni gelenleri aşağılıyorlardı.
ABD’de o dönem, “vatanseverliğin” simgelerinden birisi de beyzboldu. Bu motivasyonla hareket eden “eskiler”, göçmenlerin futbol oynadığı sahaları basmaya başlamıştı. Beyzbol sopalı yerel çeteler, futbol oynanan sahalara dalıyor ve “Burası Amerika, burada erkek gibi beyzbol oynanır!” diyerek oyuncuları tartaklıyor, dövüyordu. Bu çeteler uzun yıllar, futbolu “göçmen gettosu eğlencesi” olarak yaftalamıştı.
YALAN BİR TARİHLE ÜRETİLEN AMERİKAN FUTBOLU EFSANESİ
Bununla da yetinmeyen “eski Amerikalılar”, bir de yalan tarih uydurmuşlardı. Bu oyun üzerine bir tarih kurgularsa daha fazla mal satacağını öngören spor malzemeleri üreticisi Albert Spalding isimli biri, “Amerikan milliyetçiliği”ne selam çakmak için 1905 yılında kurmaca bir öykü ortaya atmış, reklamlarla beslediği basın da bu hikayeyi ülkeye yaymıştı. Bu anlatıya göre, Amerikan futbolu İngiliz kökenli değildi. Oyun, 1800’li yıllarında başında Amerikan İç Savaşı’nda savaşmış, “kahraman bir Amerikalı” olan Abner Doubleday adındaki general tarafından “sıfırdan icat edilmişti.” Böylece oyun, “Amerikan ordusunun, vatanseverliğinin ve toprağının asil bir ürünü” gibi gösterilmişti.
KIZILDERİLİLERİN OYUNUNU DA ÇALMIŞLARDI
“Çalma” konusunda adeta toplumsal bir kabiliyeti olan yeni ülkenin yeni vatandaşlarının, bir başka aşırma operasyonu ise Amerikan yerlilerinin bir oyunuyla ilgili olmuştu. Kızılderililer, “tewaarathon” (küçük savaş kardeşi) isimli bir oyunu asırlardır oynamaktaydı. Onlar için bu oyun, sadece oyun değildi, aynı zamanda dini bir ritüel, folklorik bir değerdi. Amerikan kıtasını talan eden Avrupalılar arasında yer alan Fransızlar da işte bu oyuna göz dikmişlerdi. Fransızlar, oyuna “lacrosse” (asa) adını vererek kendilerine mal etmişlerdi. İşte bugün, Harvard, Yale gibi prestijli üniversitelerde oynanan; o, ucu ağlı sopalarla küçük bir topu kaleye sokmaya dayanan “seçkin” oyunun kökeni böyle bir “kitlesel çalma” pratiğine dayanmaktaydı.
– Encyclopædia Britannica, Rugby, Baseball, Gridiron, Lacrosse maddeleri.
Kaynak: Ensonhaber Haber Merkezi


